Salı, Eylül 29, 2026

Tonny Robbins'ten 10 ders

 

"Geçmişiniz kaderiniz değildir. Kaderinizi kararlarınız belirler."

İşte otuz yılı aşkın süredir *Date With Destiny* (Kaderle Randevu) etkinliğinde insanların hayatlarını değiştirdiğine defalarca tanık olduğum 10 ders.

1. İnançlarınız, değerleriniz ve kurallarınız hayatınızı yönetiyor. Çoğu insan bunları bilinçli olarak seçmemiştir.

Düşündüğünüz, hissettiğiniz ve yaptığınız her şey görünmez bir taslaktan kaynaklanır. Çoğumuz bu taslağı seçmedik; onu miras aldık.

2. Hayat sizin için yaşanıyor; size karşı değil.

Bu, bildiğim en güçlü bakış açısı değişimidir. Bir lider, kendini koşulların kurbanı olarak görmeyi bırakıp bu deneyimin ona ne öğretmek için orada olduğunu sormaya başladığı anda, her şey değişmeye başlar. Aynı olay. Tamamen farklı bir tepki. Tamamen farklı bir sonuç.

3. Hayatınızın kalitesi, duygularınızın kalitesidir.

Geliriniz değil. Unvanınız değil. Başarılarınız değil. Duygusal yaşamınız, diğer her şeye dair deneyiminizi belirler. Kalıcı olan liderler, sadece dışsal sonuçlarda değil, kendi iç dünyalarında da ustalaşanlardır.

4. Altı temel insani ihtiyacınız var. Peki, hangileri sizi yönetiyor?

Kesinlik. Çeşitlilik. Önemli olma hissi. Sevgi ve bağ kurma. Gelişim. Katkı sağlama. Verdiğiniz her karar, bu ihtiyaçlardan birini veya birkaçını karşılama çabasıdır. Zorlanan liderler genellikle yanlış ihtiyaçlara odaklanırlar: Katkı sağlamak yerine önemli olmayı, gelişim yerine kesinliği tercih ederler.

5. Temel sorunuz kaderinizi belirler.

Her insanın, farkında olmadan sürekli sorduğu bir soru vardır: "Nasıl güvende kalırım?" "Bu neden hep benim başıma geliyor?" "Başka neler mümkün?" Zihninizin arka planında dönüp duran o soru; her algınızı, her kararınızı ve her sonucu şekillendirir. Soruyu değiştirin, gidişatı değiştirin.

6. Önemli olan olay değil, ona yüklediğiniz anlamdır.

İki lider; aynı piyasa çöküşünü, aynı başarısız ürün lansmanını veya aynı kamuoyu önündeki aksiliği yaşayabilir; ancak süreçten bambaşka işler ve hayatlarla çıkabilirler. Aradaki fark asla yaşanan olayın kendisi değildir; fark, o olaya ne anlam yüklemeye karar verdikleridir.

7. Kalıplar yalan söylemez.

Hayatınızda; ilişkilerinizde, işinizde, mali durumunuzda veya sağlığınızda sürekli karşınıza çıkan her şey bir kalıptır. Ve kalıpların kökleri vardır.

8. Her şeyin temelinde kimlik yatar.

Strateji önemlidir; ancak kimlik daha önemlidir. İnsan kişiliğindeki en güçlü kuvvet, kendimizi nasıl tanımlıyorsak ona uygun davranma ihtiyacıdır. Kimliğinizi değiştirin, davranışlarınız kendiliğinden değişecektir. Sürdürülebilir dönüşüm, her zaman içeriden başlar.

9. Yakınlık ve içinde bulunduğunuz ruh hali, en büyük rekabet avantajlarınızdır.

Araştırmalar bunu açıkça ortaya koyuyor. Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan bir çalışmayla da doğrulandığı üzere, bu tür etkinlikler kalıcı fizyolojik, biyokimyasal ve psikolojik değişimler yaratır. Aynı ortamda kimlerle bulunduğunuz ve oradayken içinde olduğunuz ruh hali, nelerin mümkün olacağını belirler. Çevre, sadece bir arka plan unsuru değildir; bizzat işin kendisidir.

10. Yaşamın sırrı, vermektir.

Katkıda bulunmak, başarının bir ödülü değil; başarının kaynağıdır.

Perşembe, Ağustos 13, 2026

Kısmetten Ziyade

Kızımın bir programında ona eşlik etmek için iki günlüğüne Floransa'ya gelmiştim. Kızım daha uzun süre kalacak, yeni insanlarla tanışacağı ortamlarda bulunacaktı.

🧿 Kültürümüze ait, ne anlatılır, ne gibi küçük armağanlar verilebilir diye düşünürken iki şey aklımıza geldi; lokum ve nazar boncuğu. Her ikisi de bizim kültürümüze özgü.

⏳ Ancak zamanın kısıtlı olması ve bizim de hazırlıklarda sona gelmiş olmamız sebebiyle nazar boncuğu tedarik edemedik.

⚡️ Eşim hızır gibi imdadımıza yetişti. Evlilik törenimizden kalan onlarca minik boncuk varmış, onları kızıma verdi. Ben de iki tanesini yanıma aldım ve eğer gittiğim yerde yeni evlenen bir çift olursa onlara armağan ederim diye içimden geçirdim.

📷 Dönüş yolunda, Floransa'nın müze gibi sokaklarını arşınlayan bir gelin damat ve yanlarında iki fotoğrafçı gördüm. Hayatlarının bu özel anını ölümsüzleştiriyorlardı. Ben de onlardan izin isteyerek hem nazar boncuğunun hikayesini anlattım, hem de onlara şans getirmesini dileyerek hediye ettim.

“Kısmetten ziyade olmaz” der büyüklerimiz. Floransa’da Koreli bir çifte 26 yıllık nazar boncukları nasip oldu. İnşallah çok mutlu olurlar.🤲🏻

#firenze #nazarboncuğu #floransa #wedding #southkorea #hatıra

View image

Sınırları Çizebilmek

 

İnsan ilişkilerinde “sınır çizebilmek” hayati bir önem taşıyor. İnsan canlısının en sevdiği şeylerden biri sınırları zorlamak, test etmek. Eğer imkan bulursa sürekli ilerlemeye çalışıyor. Bununla beraber özel ilişkilerde ve bireyler arası ilişkilerde bu sıkıntılı bir hal alabiliyor. Eskilerin haddini bilmek, haddini bildirmek diye tabir ettikleri şeyler esasında sınırın nerede olacağını göstermekle ilgili. Burada önemli bir detay daha var; bir kimseye sınırı bildirirken küsmek gerekmiyor, iyi bir geri bildirim de buna yardımcı olabiliyor.

#sınır #özelhayat #had

Çarşamba, Ocak 31, 2024

Geçmiş ve geleceğe saygı

2024 yılı emekliler yılı ilan edildi. İçeriği hakkında bir bilgi henüz gelmedi. Herhangi bir şeyin yılı ilan edildiğinde insan ister istemez o yıl içinde neler yapılacağını merak ediyor.

Bir toplumda emeklilere, yaşlılara verilen değer geçmişe dayanan değeri gösterirken, çocuklara verilen önem, özen geleceğe verilen önemi gösteriyor. Maalesef her ikisinde de sınıfta kalıyoruz. Özellikle Türkiye’de geçmişe çokça güzelleme yapıldığını biliyoruz.

Oysa emeklilere, yaşlılara sağlanmayan maddi ve manevi şartları biliyoruz, diğer yandan derin yoksulluk çocuklarımızı derinden etkiliyor. Eğitimde fırsat eşitliği yok edildi. Fazıl Oral’ın bir konuşmasında söylediği gibi, “Zeki fakir çocukları eğitemezseniz, zeki suçlular yaratırsınız”.

Zaman zaman yurt dışına çıktığımda şehirlerde kocaman parklar görürüm. Orada zaman geçiren yaşlılar, çocuklarını gezdiren ebeveynler dikkatimi çeker. Zaten parklar da öncelikle yaşlılar ve çocuklar için yapılmaz mı? Şimdi İstanbul içinde semtlerde bir gezin, bir apartman arsası genişliğinde adına “park” denilen garabetler görürsünüz.

“Sevmek korumaktır” der ablacım. Ne kadar doğru. Yaşlılarını, çocuklarını koruyamayan bir kültür, ülke ne kadar mutlu olabilir ki?

Türkiye’de hem yaşlılar hem çocuklar duvarlar arasına hapsediliyor. Yaşlılar ya evde, ya camide, çocuklar ya okulda, ya tarikatların binalarında.

Oysa mahalli seçimler yaklaşırken adayların reklam panolarında yaşlıların ellerini öpmeleri, çocuklarla gülümseyen pozlarını görüyoruz. Baştan aşağı bir riya üzerine kurulu bir düzen var ülkemde. Son dönemin popüler dizisi İnci Taneleri’nde geçen bir söylem gibi; “Konuştuğumuz yalan sustuğumuz hakikat”

6 Şubat depreminin birinci yılı geldi bile. Yüzbinlerce insanımız bir iki dakikada bu dünyadan koparıldı. Yeni yapılan evlerde, alanlarda ne kadar yaşlılara ve çocuklara yer ayrılıyor merak ediyorum. Onlar için neler planlanıyor, öğrenmek istiyorum.

Ne zaman değişeceğiz onu da çok merak ediyorum.

Cuma, Kasım 17, 2023

Neden Hepimiz Köleyiz?

Çok derin sulara dalmadan biraz eskilere giderek bu sorunun cevabını buluyoruz. Antik Yunan düşünürleri arasında önemli yer tutan Euripides; “Bir kimsenin düşüncesini açıklayamaması köleliktir” diyor.

Hadi biraz üzerinde konuşalım. Euripides, Aiskhylos ve Sophokles'ten sonra Atina'nın yetiştirdiği üçüncü büyük tragedya ozanı. (Hz. Wikipedia öyle diyor, Hazret bu arada “sayın, saygıdeğer” demek, neyse konumuz bu değil) 
Milattan önce 5 yy’da yaşamış olduğuna dair kayıtlar var. O halde bundan 2.500 yıla yakın bir zaman önce Euripides’in söylediği bu sözlerin ne kadar kıymetli olduğu aşikar. Zira bugün hala bazı gelişmekte olan ülkelerde ifade özgürlüğü olmadığını, bu yüzden bazı aydınların, düşünürlerin, gazetecilerin hapislerde olduklarını biliyoruz. Çok şükür ki bizde bu tip durumlar söz konusu değil. 

Bir toplumda bir kişi bile fikirlerini ifade ettiği için cezalandırılıyorsa orada herkes köledir. 

Bu anlamda dünyada çok kısıtlı bir coğrafyada özgürlüğün olduğunu söylemek mümkün. Onu da bitirmek, herkesi köleleştirmek için kapitalizm var gücüyle savaşıyor.
Bugün ülkede de esasında bir anlamda “biat etmek” ve “etmemek” arasında arasında adı konmamış bir didişme ve ayrışma var. Aslında herkes “özgür” olmak istiyor ancak biraz konuyu deşince temel çekişme apaçık karşımıza çıkıveriyor.
Eğitim bilimci ve Türkiye sevdalısı Selçuk Şirin, Türkiye’nin çözülemeyecek sorunu olmadığını ifade ederken, bunun için 3 önemli dayanak olduğunu belirtiyor;
  1. Hukuk, (Evrensel ilkelere dayalı modern, çağdaş, işleyen hukuk)
  1. Özgürlükler (Başta, ifade özgürlüğü. Bu olmadığında yaratıcılık da olmuyor)
  1. Çağdaş eğitim
Bu 3 temel madde aynı zamanda zenginlik ve refahı da olumlu etkiliyor. Kısaca zenginlik için ifade özgürlüğü gerekiyor. Bunu temel hak olarak görmek ve savunmak zorundayız.
Psikolog Carl Rogers; “İnsanın kendi potansiyelini açığa çıkaramaması, kendisini engellenmiş hissettirir. Böyle bir insan kendini tehdit altında hissederek huzursuzluk yaşar.” diyor. 
Bakın çevrenizde böyle huzursuz insan var mı, yoksa zaten cennette yaşıyorsunuz demektir :)
İfade özgürlüğünün varlığı, düşünsel beceri ve yeteneği de geliştiriyor. Sevgili ülkem, bir çok konuda bir tarafta aşağılama, diğer tarafta yüceltme arasında savruluyor. Düşünsel çaba çok kısıtlı kalıyor.  Hem zaten düşünmeyi öven bir özdeyiş, atasözü kıtlığı da olguya nasıl baktığımızı güzel özetliyor. 
Kölelikten kurtulmak için öncelikle durumumuzu fark etmek gerekiyor. Fark ettikten sonra da öncelikle çocuklarımıza ve çevremizdekilere kendilerini ifade etme şansı vermek, fikrimizi zengin bir üslupla ifade etmeye başlamak önemli adımlar olabilir.
Yoksa bu kısır daireyi kıramayacak, sürekli gelişmekte olan, nefes almakta zorlanılan bir diyar olacak, ülkenin yetenekli, iyi gençlerinin ülkeden kaçmak isteğini değiştiremeyecek, debelenip duracağız.

Ben her şeye rağmen umutluyum :)