Pazar, Ocak 16, 2022

Maslow bize Türkiye hakkında ne anlatıyor?

 “Toplumumuzda herkes, kendisine, sabit, sağlam temellere dayanan yüksek bir değer biçilmesine muhtaçtır ya da bunu ister”

Bu sözler Maslow’a ait. 

Abraham Maslow, dünyada tanınan ve “hümanist psikoloji”nin kurucusu olan önemli bir bilim insanıdır. Maslow’un  bir çok çalışması olmasına rağmen biz onu genellikle “İhtiyaçlar Hiyerarşisi” ile tanıyoruz. Psikoloji ve eğitim dünyasının sıklıkla kullandığı bu piramit aradan yıllar geçse de üzerinde düşünülmeyi ve tartışılmayı hak ediyor. Öncelikle bu piramidi bir anımsamakta fayda var;      

Maslow temelde fizyolojik ihtiyaçları konumlandırır. Bunlar, yaşamak için temel ihtiyaçlardır; Yemek, su, barınma, giyim kuşam, uyumak bu kategoride yer alır.

Bir üstte yer alan güvenlik ihtiyacında sağlık, iş, mal mülk, aile vardır. Sevgi ve aidiyet katmanında, samimi ilişkiler kurma ve başkalarıyla yakınlık kurma isteği yer alır. Zirveden bir önceki adım, ” özgüven” dir. İçeriğinde, güven, başarı, başkalarından saygı görme, itibar vardır. Ve en nihayetinde Nirvana “Kendini gerçekleştirme” adımıdır. Artık bu aşamada, yaratıcılık, özgün değerler ve kendini kabul etme vardır.

Peki tüm bunların benim ülkemde ilgisi nedir? Maslow, şunu savunur; “Herhangi bir basamaktaki ihtiyaçlar karşılanmadığı sürece bir üst basamağa çıkmak mümkün değildir” der. Ülkemizde yaşanan bir çok sorunun temelinde ilk iki basamaktaki ihtiyaçların hala tam olarak karşılanmaması yatıyor. Sağlıklı beslenme, barınma, sağlık hizmetleri ile ilgili ihtiyaçlar tam karşılanamamış durumda. Çoğumuz hayat mücadelesinde ilk önce ya birinci ya da ikinci basamaktayız. Buradaki ihtiyaçları   tamamlamaya çalışıyoruz. Bu temel basamaklar tamamlanmadan sevgi ve aidiyet tarafına geçmek mümkün gözükmüyor.

Şirketlerde patronlar ve yöneticiler çalışan bağlığını arttırmak için gayret sarf ederler. Oysa çalışan daha temeldeki sorunları çözemez, barınma, yemek, giyim gibi ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda olursa şirketine nasıl bağlı olabilir? Kafasında bu temel ihtiyaçları yaşanan çalışan nasıl özgüvenli olur, hele hele nasıl kendini gerçekleşme basamağına çıkabilir? Bu pek mümkün gözükmüyor. 

Ülkeler bazında incelediğimizde de ilk iki basamakta debelenen ülkelere “gelişmekte olan ülkeler” adı veriliyor. Yurttaşlarının temel ihtiyaçları karşılanmış ülkeler özgüvenli bireyleri topluma kazandırabiliyor, katma değerli işler, yaratıcılık, inovasyon buralarda hayat buluyor.

Maslow, kendini gerçekleştirme aşamasını da şöyle tarif eder; “Kişinin düşünce ve eylemlerinin kendi özgün değerleri tarafından şekillendirildiği gerçek bir özerklik halidir. Bu aşamaya ancak alttaki tüm ihtiyaçlar giderildiğinde gelmek mümkündür. Tüm bu ihtiyaçlarımız karşılandığında, kim olduğumuzu, gerçekten neye inandığımızı, nasıl yaşamak istediğimizi açıkça görebiliriz. Tam potansiyelimize ulaştığımız bu nokta hayatın gerçek amacıdır”* der.

Sorun sistem sorunudur. Ancak sistemleri de bireyler kurgular. Sağlıklı, temel ihtiyaçları karşılanmış, özgüvenli bireylerin oluşturduğu toplumlar geleceğe güvenle bakabileceklerdir. Bireyin tüm bu yapıyı fark etmesi, kendi gelişimi için adım atması, yaptığı iş kalitesini arttırması kartopu gibi büyüyecek ve refah içinde bir toplumun temelleri atılmış olacaktır.


Kaynak: Freud bu işe ne derdi ? - İş Bankası Yayınları

Pazar, Ağustos 01, 2021

"Ağ"lar nasıl "Bağ" olur?

 Ahmet Şerif İzgören hocamızla "Networking"i konuştuk :)



Z Raporu

Türkiye’de yazar kasa kullanılmaya başlaması ile birlikte “Z raporu” hayatımıza girdi. 

Nedir Z raporu ? Yazar kasadan günün sonunda alınan ve tüm işlemlerin özetinin yapıldığı bir rapor sistemidir. Eğer Z raporu alınmadan o gece dükkan kapatılırsa ertesi gün rapor alınmadan işlem yapılmaya çalışılırsa önemli sorunlar çıkarır. Bunu özellikle kullanıcılar çok iyi bilir.

İnsan canlısı icat ettiği bu raporu kendi hayatında günlük işlerinde uygulasa aslında ne kadar önemli bir gelişme kaydeder. Şunu hayal etsenize; eve geliyorsunuz, herkes uykuya çekildikten sonra en az 5 dakika yalnız kalıp günün muhasebesini yapıyor, o güne ait değerlendirmeleri yapıyorsunuz. O gün neler oldu ? Hayatımızı zenginleştiren neler oldu ve biz bunun için ne bedeller ödedik ? Her gün bu çalışmayı bıkmadan usanmadan yapsak, küçük ama küçücük iyileştirmeler yapsak ne müthiş bir gelişme olur. 

Çok sevdiğim bir eğitmen arkadaşım eğitimlerinde şunu anlatırdı; 

Kitap okumak istiyor ve okuyamıyor musunuz ? Her akşam yatmadan veya sabah kalkar kalkmaz 10 sayfa okuyun, sadece 10 sayfa. Yılda en az 3.600 sayfa okumuş olursunuz. Türkiye’de ortalama bir kitabın 200 sayfa olduğunu varsayarsak yılda en az 18 kitap okumuş olursunuz. Okuduğunuz her kitap hayatınızı %1 kolaylaştırsa bir yılda hayatınızda % 18 gelişme olur. 3 yılın sonunda bu rakam % 50’yi aşar. Ve 6 yılın sonunda bambaşka bir insan olursunuz.

Türkiye’de ıslak mendili icat eden ve yenilikçi bir çok uygulamayı hayata geçiren Ataman Özbay ağabeyimden duyduğum harika bir ritüel vardır. Sevgili Ataman ağabey her sabah sabah namazından sonra kendime iki soru sorarım diye anlatıyor;


Dün hayırlı ve verimli bir gün geçirdim mi ? Ülkeme, aileme, çevreme faydalı olacak faaliyetlerde bulundum mu ? (Z raporu :) )


5 yıl sonra nerede, hangi durumda olmak istiyorum ? Ve bunun için neler yapacağım ?

Ataman ağabeyin 70 yaşını aştığını söylersem her iki sorunun da ne kadar anlamlı ve sahici olduğunu tahmin edersiniz.

Hadi her gece, kendimize kısacık da olsa zaman ayırıp “Z raporumuzu” alalım, küçücük adımlarla iyileşmeye, gelişmeye yelken açalım.


Cumartesi, Mayıs 15, 2021

Hayattan Öğrendiklerim II

Değerler. Üzerinde çok da konuşmadığımız ancak hayatımızı derinden etkileyen değerler. Kişinin kendisine sorması ve keşfetmesi gereken öncül sorulardan biri: “Benim değerlerim ne?” Aslında bu soru, o kadar önemli ve kritik ki, kişi değerlerine uygun hareket etmediği zaman yaşam amacını bulamıyor, yaşam amacını bulamayınca da hayatta sürüklenip duruyor.

Yakın zamanda okuduğum bir kaynakta 140’ın üzerinde değer tespit edildiği yazılmıştı. En yaygın olanları aile, vatan sevgisi, paylaşmak, yardımda bulunmak diyerek sıralanıyordu. Değerlerimize uygun yaşamak mutluluğun ve verimliliğin kritik aşaması. Hayatta yaşadığımız zorlukların temelinde değerlerimize uygun işlerde çalışmamak, ortak değerlere sahip olmadığımız kişilerle beraber olmak, bu ilişkilerimizi sürdürmek, yaşanan olumsuzluklarda kendi payımızı düşünmeden başkasını veya başkalarını suçlamak geliyor. Oysa bir önceki yazımda bahsettiğim üzere gelişim yolculuğu kişinin kendisine güçlü ve anlamlı sorular sormasıyla başlıyor. Bu yolculuk öyle sahici ve büyüleyici ki, güzergahta yaşadığın her şey seni şaşırtmaya, öğretmeye, paylaşmaya çağırıyor. Bu paylaşımlar bizi zenginleştiriyor.

Ben hayattaki değerlerimi ancak 40 yaşından sonra tespit edebildim. Kendimi bu anlamda şanslı hissediyorum. Hayat boyu bunun üzerinde düşünmeyip, yaşam meşgalesi içinde debelenip duran o kadar çok kişiye rastladım ki, sayısını bile unuttum. Değerlerimi belirledikten sonra ona uygun hareket etmeye başlayınca hayat karşı bakışım, yaşam sevincim ve zorluklara direncim de değişti. Örneğin, gönüllülük benim önemli değerlerimden biri. Yaşadığım topluma herhangi bir karşılık beklemeden destek verebilmeyi çok önemsiyorum. Bunun için iki kuruluşa üye oldum, eğitimlerine katıldım, mesleğime uygun olarak da çeşitli yaş gruplarına bunlarla ilgili eğitimler verdim, veriyorum. Bu sayede o kadar farklı hayatlar, o kadar farklı hikayeler öğrendim ki, bunu meslek hayatımda mutlaka kullanıyorum. Aslında karşılık beklemeden yaptığım bir yardım, bana kat ve kat fazlasıyla geri dönüyor. Şuna yürekten inanıyorum, karşılığını göremesem de bu tip faaliyetlerle ilk günkü heyecanımla devam ederdim.

İyi güzel de ben değerlerimi nasıl bileceğim? Bunun yollardan biri de sertifikalı koçlardan biri ile yapacağınız görüşmeler olabilir, çeşitli gelişim kursları olabilir. Hem elimizin altında çok önemli, internet adında bir kaynak var. Aman dikkat bunu ararken, sosyal medyanın parlak dünyasında kaybolmayın.

Hadi şu andan itibaren adım atarak değerlerimizi bulmak için araştıralım, adım atalım. Değerlerimize uygun hayatlar kuralım ki, mutlu, bereketli, paylaşımcı bir hayatımız olsun çünkü biz bunu hak ediyoruz.